Ekonomiye dair…

Dünyanın gelişmiş ekonomileri enflasyon, küresel tedarik zinciri krizleri ve sanayi durgunluğuyla boğuşurken, Çin’in en batısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde tanık olduğum ekonomik dinamizm, bir gazeteci olarak ezberlerimi tamamen altüst etti. Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın organizasyonuyla gerçekleştirdiğimiz 8 günlük saha araştırmasında, kâğıt üzerindeki büyüme rakamlarının Urumçi, Kaşgar ve Yinning’de somut bir sanayi ve lojistik devrimine dönüştüğüne gözlerimle tanık oldum.

Tanrı Dağları'ndan Türkiye'ye bakmak
Tanrı Dağları'ndan Türkiye'ye bakmak
İçeriği Görüntüle

Mesela Urumçi, bulunduğu coğrafi konum itibariyle denize dünyanın en uzak kentiymiş. Ama dünyanın en lezzetli, çeşitli balık ve deniz ürünlerini burada bulabiliyorsunuz. Neden mi? Çünkü Çin’de çöllere deniz çiftlikleri kurabilmeyi mümkün kılan teknoloji mevcut. Bunu bizzat Urumçi’de Dış İlişkilerden Sorumlu Temsilci Xui Guixiang’dan dinledik. Hem de ayrıntıları gururla bir öğle yemeğinde anlattı.

Otobüsümüz çölün ortasında kilometrelerce uzanan kusursuz otoyollarda ilerlerken, pencereden dışarı her baktığımda devasa rüzgar türbinlerinin, uçsuz bucaksız güneş enerjisi tarlalarının ve dağları delen viyadüklerin siluetini görüyordum. Dünyanın geri kalanına kıyasla olağanüstü bir ekonomik aşamadan geçen Çin'in batı sınırındaki bu kalkınma hamlesi, ülkenin önümüzdeki 10 yıl içinde küresel ekonomide geleceği noktayı şimdiden bağıra bağıra ilan ediyor.

Siyasi ve güvenlik boyutunun ötesinde Sincan, Çin'in 21. yüzyıldaki ekonomik bağımsızlığı ve küresel güç projeksiyonu açısından vazgeçilmez bir stratejik kale. Zengin petrol, doğal gaz, kömür rezervlerinin yanı sıra Çin'in yeşil enerji dönüşümünü sırtlayan devasa rüzgar ve güneş enerjisi sahaları ile nadir toprak elementleri bu topraklarda yer alıyor. Enerji koridorlarının Malakka Boğazı gibi Batı deniz ablukasına açık hassas noktalardan sıyrılıp karadan doğrudan Çin’e ulaşması, Sincan’ın lojistik ve stratejik değerini katbekat artırıyor. Dolayısıyla Sincan; Çin’in hem enerji arz güvenliğini sağlayan dev bir hammadde deposu, hem de Avrasya pazarlarına doğrudan açılan karasal bir lojistik otoyolu haline dönüşmüş.

Urumçi kara limanı ve khorgos kapısı

Sincan ekonomisinin kalbi bugün dumanı tüten klasik fabrikalardan ziyade, yüksek teknolojiyle yönetilen devasa lojistik merkezlerinde atıyor. Urumçi Uluslararası Kara Limanı’na (International Land Port Area) ait görsel sergisini izlediğimde karşılaştığım manzara adeta bir bilimkurgu filmini andırıyordu. Çin'in "Kuşak ve Yol" vizyonunun kıtasal bazdaki en büyük aktarma üssü olan bu tesiste, insansız vinçlerin ve devasa konteynerlerin yarattığı o muazzam ritmi izlemek büyüleyiciydi. Burada gözlemlediğim konteyner trafiği ve yük trenlerinin sevkiyat hızı, geleneksel deniz yollarına alternatif devasa bir karasal ticaret otoyolunun kurulduğunu kanıtlıyor. Urumçi’den kalkan ekspres trenler, Kazakistan sınırındaki Khorgos gümrük kapısını geçerek sadece iki hafta gibi rekor bir sürede Rotterdam’a, Almatı'ya ve Tahran’a ulaşıyormuş.

Tarımdan yüksek teknolojiye…

Sincan, yakın geçmişe kadar sadece tarım ve hammadde sağlayıcısı bir bölge olarak anılırken, bugün akıllı tarım makinelerinin, yeşil enerji teknolojilerinin, devasa güneş tarlalarının ve yüksek katma değerli üretimin merkezi konumuna yükselmiş. Tele2 Haber!den Murat Taylan’la rüzgar güllerini yol boyunca saymaya çalıştık. Devasa rüzgar türbinlerinin oluşturduğu o beyaz ormanlar, Çin'in yeşil dönüşüm hamlesini Sincan'da ne kadar kararlı bir şekilde uyguladığının en somut kanıtıydı. Kaşgar Serbest Ticaret Bölgesi’nde bize bilgi aktaran mihmandarlar, otomasyona dayalı üretim bantları sayesinde üretim maliyetlerinin nasıl minimuma indirildiğini, yerel halkın bu dev tesislerde nasıl istihdam edildiğini ayrıntılarıyla anlattılar. Çölün ortasında yükselen bu modern sanayi siteleri, Çin'in altyapı yatırımlarındaki sınır tanımazlığını ve ölçek ekonomisini nasıl ustalıkla kullandığını sergiliyor. Çin, Batı’nın üretim gücünü kademeli olarak kendi iç pazarına ve batı sınırlarına kaydırarak, çölün ortasında adeta sıfırdan yeni ve devasa bir sanayi havzası yaratmayı başarmış.

Türkiye - Çin ticari ilişkileri…

Geziye katılmadan önce, çeşitli bilgi kaynaklarından edindiğim bazı bilgileri yerinde gözlemlemek mümkün oldu. Masada okuduğumuz "Orta Koridor" vizyonunun sahada nasıl ete kemiğe büründüğünü bizzat gözlerimle gördüm. Pekin ile Ankara arasındaki ticari hacim bugün 45-50 milyar dolar sınırına dayanmış durumda; ancak bu ilişkinin en kritik halkasını tam da gezdiğim bu topraklar, yani Sincan oluşturuyor. Çin'in batıya açılan bu devasa lojistik kapısı, Türkiye’nin Avrasya’daki tedarik zinciri rolünü perçinleyen doğrudan bir transit hat işlevi görüyor. Bakü-Tiflis-Kars hattı ve Marmaray ile birleşen bu kesintisiz karasal güzergâh, Türk ihracatçısı için Çin pazarını ve Orta Asya coğrafyasını sadece birkaç haftalık mesafeye indiriyor. Türkiye-Çin Dostluk Vakfı Başkanı Hasan Çapan, Çinli yetkililerle görüşmelerimizde ekonomik dengenin Çin’den yana olduğunu aktararak, ticari ilişkilerde Türkiye'nin ihracatının daha da artması gerektiğini söyleyerek sitem etti.

Tesis yetkilileriyle sohbetlerimizde ve ekonomi kurumlarıyla yaptığımız temaslarda şu açıkça vurgulandı: Türkiye, Çin için sadece mal satın alınan büyük bir pazar değil; "Kuşak ve Yol"un Avrupa ve Doğu Akdeniz’e açılan en stratejik aktarma merkezlerinden biri. Son dönemde Çinli teknoloji ve sanayi devlerinin Türkiye'deki doğrudan yatırımlara (özellikle elektrikli araçlar, batarya teknolojileri ve yenilenebilir enerji) yönelmesi, Sincan’da tanık olduğum o üretim felsefesiyle birebir örtüşüyor. Karşılıklı ticaret dengesizliğini Türkiye lehine dengelemenin ve kazan-kazan ilkesini hayata geçirmenin yolu, tam da bu lojistik hatları katma değerli sanayi iş birliklerine dönüştürmekten geçiyor. Vakıf Başkan Yardımcısı Eda Lermi, önümüzdeki aylarda Türk iş adamlarından oluşan bir heyetin de bu bölgeye geleceğini, bunun için yetkililerle ön görüşmelerin tamamlandığını söyledi. Sincan’ın bozkırlarında vızır vızır işleyen bu ticaret ağı, Ankara-Pekin hattındaki ekonomik geleceğin ne kadar sağlam temellere oturabileceğini gösteriyor.

Önümüzdeki 10 yılda Çin…

Sincan’da tanık olduğum bu devasa ekonomik altyapı, Çin'in önümüzdeki 10 yıllık projeksiyonuna dair çok net ve sağlam ipuçları veriyor. Beijing, ABD Doları hegemonyasından bağımsız, kendi para birimi ve karasal ticaret hatları üzerinden yürüyen yeni bir küresel ekonomik mimarı inşa ediyor. 2035 hedeflerine doğru kararlılıkla ilerlerken Çin; sadece ucuz iş gücüyle "dünyanın fabrikası" olma vasfı ile yetinmeyip, lojistik otoyolların, yeşil enerji teknolojilerinin ve Avrasya pazarının kurallarını koyan ana oyun kurucu haline dönüşebilir. Sincan’daki bu devasa lojistik ağ, Batı merkezli küresel ticaret sistemine karşı kurulmuş en somut, en işlevsel ve en dirençli alternatif olarak öne çıkıyor. Şehirler arasındaki bağlantı yolları ve sanayi altyapısı gösteriyor ki, geleceğin tedarik haritası bu topraklarda yeniden çiziliyor.

Uzun yıllar Avrupa’da görev yapmış olan bir gazeteci olarak, her gün batı medyasını okuma alışkanlığımı sürdürüyorum. Gazete köşelerinde "Çin ekonomisi yavaşlıyor mu, duraklama dönemine mi girdi?" soruları tartışılıyor. Ancak batıda bu tartışma sürerken, Sincan’daki fabrikalar ve trenler 24 saat esasıyla vızır vızır çalışmaya devam ediyor. Çin, üretim gücünü karasal lojistik hakimiyetle birleştirerek küresel ticaretin sıklet merkezini doğudan batıya, tarihi İpek Yolu'nun kalbi olan Avrasya’nın içlerine kaydırmış durumda. Sincan'da geçirdiğim her an, bu devasa dönüşümün ne kadar planlı ve sistemli bir şekilde hayata geçirildiğini bana hissettirdi. Bence önümüzdeki 10 yılda dünya, sadece Çin’de üretilen malları tüketmekle kalmayacak, Çin’in batı sınırından başlayıp Avrupa’nın kalbine uzanan bu devasa ekonomik ekosistemin kurallarına uyum sağlamak zorunda kalacak.

Sincan’ın üst düzey yetkilileri Mamtimin Kadir, Su Xiangdong, Ma jian, Xui Guixiang ve Liu Weili ile sohbetlerimizin aklımda kalan en önemli cümlesi şuydu: “Dünyada neler olup bittiğinden daha çok, ülkemizin güçlü olmasına odaklanmış durumdayız. Biz ne kadar güçlü olursak, hem halklarımız hem de dünya bundan yararlanır”.

Yarınki yazıda geziden kalan kültürel ve toplumsal izlenimlerimi anlatacağım.