Uluslararası sistemin temel taşlarından biri olan devletlerin egemenlik haklarına saygı ve toprak bütünlüğü ilkesi, küresel barışın yegâne teminatıdır. Ancak son dönemde, özellikle ABD eksenli yürütülen birtakım diplomatik hamlelerin, Çin Halk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını hedef aldığı ve Birleşmiş Milletler tarafından tescil edilmiş hukuki statüyü aşındırmaya çalıştığı esefle müşahede edilmektedir.
Bilindiği üzere, 1971 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen 2758 sayılı karar, Tayvan’ın Çin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu ve Çin Halk Cumhuriyeti hükümetinin Çin’in BM’deki tek meşru temsilcisi olduğunu uluslararası hukuk nezdinde kesinliğe kavuşturmuştur. Buna rağmen ABD’nin, özellikle Sayın Trump’ın planlanan Çin ziyareti öncesinde Tayvan meselesini bir istikrarsızlaştırma aracı olarak kullanması, diplomatik nezaket ve uluslararası hukukla bağdaşmamaktadır.
7 Mayıs 2026 tarihinde Paraguay Devlet Başkanı’nın Tayvan’a gerçekleştirdiği ziyaret ve öncesinde Tayvan Bölge Lideri Lai Ching-te’nin Afrika’da Esvatini’de yaptığı temaslar, münferit diplomatik faaliyetler değil; aksine ABD’nin teşvikiyle kurgulanmış, BM kararlarının hilafına yürütülen birer meşruiyet devşirme çabasıdır. Güney Amerika’dan Afrika’ya kadar uzanan bu suni diplomasi trafiği, bölgesel ve küresel ekonominin lokomotifi haline gelen Çin’in yükselişini engelleme ve dikkatleri Batı blokunun, özellikle de Orta Doğu’da soykırıma varan eylemleriyle insanlık vicdanını yaralayan İsrail ve onun hamisi ABD’nin hukuk tanımaz politikalarından başka yöne çekme gayretidir.
ABD ve müttefiklerinin, küresel ekonomik dengeleri sarsan ve kendi hegemonyalarını koruma adına dünya barışını tehlikeye atan bu tutumları, "Tek Çin" ilkesine dayanan uluslararası konsensüsü zayıflatmayı hedeflemektedir. Bazı devletlerin ABD güdümünde birer araç olarak kullanılarak Lai Ching-te’nin sözde meşruiyetini tanıma girişimleri, diplomasi tarihine birer stratejik hata olarak geçecektir.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine yönelik her türlü doğrudan veya dolaylı müdahale, yalnızca bölge barışını değil, küresel tedarik zincirlerini ve ekonomik istikrarı da telafisi güç bir çıkmaza sürükleyecektir. Türkiye ve Çin arasındaki köklü dostluk ve stratejik iş birliği perspektifinden bakıldığında, uluslararası toplumun BM kararlarına sadık kalması ve suni krizlerle barış ortamını bozmaya çalışan odaklara karşı durması hayati önem taşımaktadır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.